Tansiyon Nedir? Yüksek Tansiyon (Hipertansiyon)

  • 0 yorum
  • 1574 görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı Sağlıklı Yaşam

  • '' Her Derde Deva ''
  • *****
  • 658
    • Diyabet Rehberim
Tansiyon Nedir? Yüksek Tansiyon (Hipertansiyon)
« : 14 Ocak 2018, 20:28:33 »
Tansiyon Nedir?

Tansiyonu kısaca kan basıncı olarak tanımlayabiliriz. Damarlarınızdaki kan, dolaşım sırasında bir basınç oluşturur. Bu basınç alınan gıda, yapı­lan iş ve harcanan güçle bağlantılı olarak gün içinde küçük değişiklikler gösterebilir.
 
Kan basıncı (veya tansiyon) iki ölçümle ifade edilir:

• Sistolik basınç (büyük tansiyon)
• Diyastolik basınç (küçük tansiyon)

Büyük Tansiyon (Sistolik Kan Basıncı)

Tansiyonunuzu ölçülürken söylenen ilk değerdir. Büyük tansiyon kalp atışı sırasında kanın atar damarlara (arterlere) dolarken yarattığı basınçtır.

Küçük Tansiyon (Diastolik Kan Basıncı)

Tansiyonunuz ölçülürken söylenen ikinci değerdir. Küçük tansiyon; iki kalp atışı sırasında (kalp dinlenme halindeyken) atar damarlarda (arterlerde) olan kan basıncıdır.

Normal Tansiyon (kan basıncı)

120/80 mmHg’dan az ise 12’ye 8; büyük tansiyon 12, küçük tansiyon 8. Sağlıklı yaşama devam

Yüksek Tansiyon (Hipertansiyon)

Büyük tansiyonun (sistolik) 140 mmHg (14) ya da daha yüksek olması ya da küçük tansiyonun (diastolik) 90 mmHg (9) ya da daha yüksek olması. Yaşam tarzının değişmesi. Doktorunuzun uygun görmesi halinde ilaç tedavisi

Tansiyon (kan basıncı) nasıl ölçülür?

Kan basıncında iki değer ölçülür; 120 / 80 gibi.

Hipertansiyon Nedir?

Damarın içindeki kanın damar duvarına yaptığı yüksek basınca hipertansiyon denir. Uzun dönemde kanın damar duvarlarındaki etkisi damarın iç yüzeyinde hasara yol açar. Yüksek tansiyon nedeniyle organları besleyen damarlarda tıkanma, genişleme veya yırtılma meydana gelebilir. Hipertansiyon organlara giden kan akışını bozarak organ yetmezliklerine neden olabilir.

Yüksek kan basıncı adıyla da bilinen hipertansiyon, uzun süre belirti vermeden böbrek, beyin, kalp ve damar sistemine verebileceği hasar nedeniyle “sessiz düşman” olarak da anılmaktadır. Kan dolaşımı için gereken basıncın normalden fazla olması anlamına gelen ‘yüksek tansiyon’, mutlaka uzman kontrolünde takip edilmelidir. Büyük ve küçük tansiyonun normalden fazla olması durumuna hipertansiyon denilmektedir.

Hipertansiyon Belirtileri

‘’Sessiz düşman’’ terimi hipertansiyon için sıklıkla kullanılan bir terim. Nedeni ise hipertansiyonun yıllarca hiç belirti vermeden böbrek, beyin, kalp ve damar sistemine hasar verebilme olasılığıdır. Bu nedenle belli aralıklarla kan basıncınızı ölçtürmeniz gerekir. En belirgin hipertansiyon belirtileri arasında aşırı yüksek kan basıncına bağlı olarak baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, görmede bozukluk oluşabilir. Ayrıca hipertansiyon belirtileri arasında;

* halsizlik,
* yorgunluk,
* burun kanaması,
* kulaklarda çınlama,
* yürüme ve merdiven çıkmada zorlanma,
* bazen çok sık idrara çıkma,
* gece uykudan uyanıp idrar yapma
* bacaklarda şişlik olabilir.
* Hipertansiyon belirtilerinden biri ya da birkaçı hissedildiğinde mutlaka bir doktora başvurulmalıdır.

Her yüz kişinden birinde bulunan çok yüksek kan basıncı (malign hipertansiyon) adı verilen durumda ise zonklayıcı baş ağrısı, bulantı, kusma, görme bozukluğu, baş dönmesi bazen de böbrek yetersizliği görülebilir. Bu acil bir durumdur ve organ hasarından korunmak için mutlaka hastaneye başvurulmalıdır.

Kan basıncının çok yükseldiği durumlarda da, çift görme, dilde peltekleşme, yüzde veya vücutta karıncalanma da hipertansiyon belirtisi olarak kendini hissettirir.

Hipertansiyon Nedenleri ve Riskler

Hipertansiyonun nedenleri nelerdir?

Hipertansiyonun nedeni yüzde 90-95 hastada bilinmemektedir. Bu duruma primer hipertansiyon, birincil nedenli hipertansiyon veya esansiyel hipertansiyon denilmektedir, yani hipertansiyon bilinen bir hastalığa bağlı değildir.

Yüzde 5-10 hastada ise hipertansiyon bilenen ve tanısı konulan başka bir hastalığa bağlıdır, bu duruma sekonder hipertansiyon yada ikincil nedene bağlı hipertansiyon denir.

Hipertansiyona yol açan hastalıkların önemli kısmı böbrek kaynaklıdır. Hormonal hastalıklar ise önemli diğer bir grubu oluşturmaktadır. Bu hastalıkların önemli bir kısmının tedavi edilebilir nitelikte olması, hastalıkların tedavisi ile de hipertansiyonun kalıcı tedavisinin mümkün olması her hastanın ikincil nedenlere (sekonder hipertansiyon) bağlı hipertansiyon açısından değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
 
HİPERTANSİYONA SEBEP OLAN HASTALIKLAR

(Sekonder hipertansiyon)


1)Böbrek Nedenli Hastalıklar

a) Böbrek Atardamar Darlığı (Renal Arter Stenozu): Özellikle yaşlı erkek hastalarda böbrek damarında meydana gelen kireçlenme veya genç bayanlarda görülen fibromuskuler displazi hastalığında meydana gelen böbrek atardamar darlığı ( Renal Arter Stenozu) hipertansiyona sebep olur. Bu hastalarda hipertansiyon başlangıçı ani olabilir. Bu hastaların tipik özelliği verilen hipertansiyon ilaçlarına (tansiyon ilaçlarına) cevabın dirençli olmasıdır. Özellikle gençlerde görülen hipertansiyon valarında, çok ilaç kullanılmasına rağmen düşmeyen tansiyon durumlarında gözden kaçmamalıdır. Ayrıca karın bölgesini dinlerken üfürüm duyulması sonucu da hastalık düşünülmelidir. Tanıda böbrek ultrasonu ile böbrek damarlarının görülmesi kesin tanı için böbrek angiografisi gereklidir. Gerekli tanı ve tedavi için böbrek hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.

b) Böbrek Hastalıkları:
  Böbreğin kendisi ile ilgili hastalıklarda özellikle serum kreatinin seviyesinde yükselme ile beraber gider. İdrar ve kan tahlilinde, böbrek ultrasonunda normal olmayan bulgular söz konusudur. Gerekli tanı ve tedavi için böbrek hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.

2)Hormonlar İle İlgili Hastalıklar

a) Feokromasitoma: Böbrek üstü bezinin bir çeşit tümörü olan feokromasitoma da vücutta metabolizmadan sorumlu  hormonların normalden fazla salgılanması söz konusudur. Hastalıktaki en önemli bulgu fazla salgılanan hormonların atarda­marları büzmesi, kalp atım sayısı ve gücünü artırması sonucunda kan basın­cının yükselmesidir. Genç ve orta yaşlı hastalarda daha sık görülen bu tümör çeşidinde hastalarda zaman zaman nöbetler şeklinde ortaya çıkan hipertansiyon görülmektedir. Bu ataklarda hipertansiyon yanında çarpıntı, ani başağrısı ve terleme sık görülür. Kan basıncı hastaların yarısında normal olup ataklar şeklinde yük­selir. İdrar ve kan tahlilinde fazla salgılanan hormonun bulguları, ileri tetkikde anjiyografi veya tomografi ile teşhis konulur. Gerekli tanı ve tedavi için endokrin uzmanına başvurulmalıdır.

b) Hiperaldesteronizm: Böbrek üstü bezinden kaynaklanan kitleden aldesteron ismi verilen ve vücuttada bulunan hormonun aşırı salgılanması olayıdır. Bu hastalarda kanda potasyum seviyelerinde düşme hadisesi görülür.

c) Diğer Hormonlar ile İlgili Sebepler: Tiroid bezinin fazla çalışması durumunda, vücutta bulunan ve kortizon denilen hormonu yine fazlaca salgılandığı Cushing Hastalığında, büyüme hormonu fazlalığına yol açan hastalıklarda hipertansiyon görülür.

3)Doğumsal Kalp Hastalıkları

Aort Koarktasyonu: Vücudun en büyük atardamarında koarktasyon denilen şekilsel ve yapısal bozukluk sonucu görülen hipertansiyon tipidir. Genellikle çocuklarda ve gençlerde ortaya çıkmaktadır.

4) İlaçlar :

Bazı ilaçlar, örneğin kortizol, doğum kontrol hapları, burun damlaları, amfetamin, guatr hormonları, NSAID denilen ağrı kesiciler, soğuk algınlığı ilaçları, çeşitli depresyon ilaçları kan basıncının yükselmesine neden olabilir. Doktorunuza mutlaka her ilacınızı söylemelisiniz. Doktor kontrolü ile bu ilaçların bırakılması ile kan basıncı normale döner.

5)Gebelik ile İlişkili Hipertansiyon :

Gebeliğin ikinci yarısında oluşan bir geçici olabilen hipertansiyon durumudur.

6)Beyin tümörü ya da lezyonu :

Kafatası içi basınca yol açarak kan basıncının hızla yükselmesine neden olabilirler.
Birincil (esansiyel) hipertansiyon

(Nedeni bilinmeyen hipertansiyon)

Hipertansiyonun bu en yaygın şekli olan tıp dilinde esansiyel dediğimiz hipertansiyon bilinen nedenlere bağlı değildir. Bu hipertansiyonun ortaya çıkış faktörleri hakkında kesin bilgimiz mevcut değildir. Hipertansiyonun başlangıcında ailesel faktörler önemlidir ama kesin bir bilgi yoktur.

Birincil hipertansiyon ayrıca bazı risk etkenleri ile de ilgidir. Bu etkenler hipertansiyonu daha yaygın ve/ya da daha şiddetli yapmaktadır.

Yüksek Tansiyonun Oluşmasındaki Faktörler
 
1) Değiştirilemez Faktörler

a) Genetik (Ailesel): Ailesinde yüksek tansiyon hastası bulunan kimselerde hipertansiyon gelişme riski yüksektir. Ancak bu, yüksek tansiyonluların yakınlarında da mutlaka yüksek tansiyon gelişeceği anlamına gelmez. Ancak bu kişiler daha dikkatli olmalıdır.

b) Yaş: Yüksek tansiyon genellikle 35 ile 50 yaşları arasında ortaya çıkar. Ancak bu hastalık daha genç yaşlarda da gelişebilir.

c) Cinsiyet:
Yüksek tansiyon 50 yaşından küçük erkeklerde, kadınlara göre daha sık görülür. 50 yaş üstünde ise kadınlarda erkeklere göre sıklığı artar.

d) Şeker hastalığı: Şeker hastalarında yüksek tansiyonun ortaya çıkma riski, şeker hastası olmayanlara göre daha fazladır. Şeker hastalarında hipertansiyonun kontrolü çok daha önemlidir ve çok daha aşağılara çekilmesi gerekir.
 
2) Değiştirilebilir Faktörler
 
a) Şişmanlık: Fazla kilolar, kan basıncı üzerinde olumsuz rol oynayarak yüksek tansiyona zemin hazırlar. Bu yüzden fazla kiloların verilmesi, kan basıncının normal düzeye indirilmesine büyük ölçüde yardımcı olur.

b)Sigara:
Sigara, kendisi de yüksek tansiyon yapabilmekle birlikte yüksek tansiyonun damarlar üzerindeki zararlı etkilerini de hızlandırır.

c)Tuz: Yüksek kan basıncı, tuzlu yiyeceklerle daha da yükselir.

d)Stres: Aşırı sıkıntılı bir yaşam biçimi, yüksek tansiyonun ortaya çıkması için zemin hazırlar.

e)Hareketsizlik:
Düzenli yapılan egzersiz ve spor, yüksek tansiyonun kontrol altına alınmasını kolaylaştırır.

f)Fazla alkol: Aşırı miktarda alınan alkol, damar sağlığı üzerinde olumsuz etkide bulunur. Günlük alkol tüketimi en fazla 1 duble viski, rakı veya votka, 2 bardak şarap veya 1-2 şişe bira olmalıdır. Kadınlar ve zayıf olanlarda bu miktarlar daha az olmalıdır.

Hipertansiyon Çeşitleri

Beyaz Önlük Hipertansiyonu

Beyaz Önlük Hipertansiyonu, hekim veya hekim dışı sağlık personelinin bulunduğu ortamda kan basıncının yükselmesi, buna karşın ev koşullarında veya 24 saatlik kan basıncı ölçümlerinin normal olması şeklinde tanımlanabilir. Beyaz önlük etkisi nedeni ile hastane, sağlık ocağı veya muayenehanede ilk ve tek ölçümle kan basıncının yüksek saptandığı durumlarda hemen hipertansiyon tanısı koymaktan kaçınılmalıdır.
 
Toplum genelinin yaklaşık 15’inde bulunabilir ve hipertansiyon tanısı konulan bireylerin önemli bir bölümünde (üçte bir veya daha fazlası) rastlanabileceğine ilişkin kanıtlar mevcuttur.

Beyaz önlük hipertansiyonu kadınlarda, ileri yaşlarda, sigara içmeyenlerde, yeni ortaya çıkan hipertansiyonda ve muayenehane kan basıncı ölçümleri sınırlı sayıda olanlarda daha sıktır.

24 saatlik ortalama ve gündüz kan basıncı değerleri normal aralıktayken, muayenehanede ölçülen kan basıncı en az üç ölçümde ≥140/90 mmHg olduğunda, beyaz önlük hipertansiyonu tanısı konulmalıdır. Bu hastalarda tedaviye gerek yoktur.

Maskelenmiş Hipertansiyon

Muayenehanedeki kan basıncı normal olan (<140/90 mmHg) bireylerde 24 saatlik veya evdeki kan basıncı değerlerinin yüksek olduğu duruma maskelinmiş hipertansiyon adı verilir. Toplumdaki sıklığı yaklaşık olarak beyaz önlük hipertansiyonu kadardır ve muayenehane kan basıncı değerleri normal olan her 7 veya 8 bireyden yaklaşık birinin bu kategoriye girebileceği hesaplanmıştır. Normal kan basıncı olan bireylerle karşılaştırıldığında, bu tür bireylerde hipertansiyona bağlı organ hasarı oranının daha yüksek olduğu gösterilmiştir.

İzole Sistolik Hipertansiyon

(Sadece Büyük Tansiyonun Yüksek Olması) :

Sadece büyük tansiyonun yüksek olması (140 mm Hg’nın, ya da halk arasında bilindiği şekilde 14’ün üzerinde), buna karşın küçük tansiyonun normal veya düşük kalması (90 mm Hg’nın (9’un) altında) pek de nadir görülmeyen bir durumdur. Hekimlerin “izole sistolik hipertansiyon” olarak isimlendirdikleri bu durum, özellikle yaşlılarda karşımıza çıkmaktadır. Bu tip hipertansiyonun kansızlık, tiroid bezinin fazla çalışması gibi bazı nadir nedenleri söz konusuysa da, izole sistolik hipertansiyon hemen daima kalpten çıkan ana atar damarın (aortun) ve onun ana dallarının yaş ve damar sertliğine bağlı olarak sertleşmesi sonucu ortaya çıkmaktadır.

Sertleşen damar duvarı kanın pompalanmasıyla beklendiği oranda esneyip genişleyemeyeceğinden damar içindeki kan basıncı yükselmek zorunda kalmaktadır. Esasında büyük kan basıncı hem kadınlarda, hem de erkeklerde yaşla sürekli bir artış eğilimindeyken, küçük kan basıncı her iki cinsiyette de 55-60 yaşlarından itibaren azalma eğilimi gösterir. Böylece yaşlılarda hipertansiyon sıklıkla sadece büyük tansiyonun yüksekliği şeklinde ortaya çıkar.

Elimizdeki hastalık ile ilgili veriler yaşlı hipertansiyon hastaları grubunda, küçük tansiyon değeri düştükçe riskin, yani olumsuz sonuçların ortaya çıkması ihtimalinin arttığına işaret etmektedir. Bir başka ifade tarzıyla büyük kan basıncıyla küçük kan basıncı arasındaki fark ne kadar genişlemişse veya açılmışsa, kişinin riski o oranda artmakta gibi gözükmektedir. Farklı bir anlatımla büyük kan basıncı yüksek, ancak küçük kan basıncı düşük(60 mm Hg’dan (6’dan) düşük) yaşlı hipertansiyonlular özellikle yüksek risk taşıyan bir grubu temsil etmektedirler.

İzole sistolik hipertansiyonlu hastalarda ilaç tedavisinin kalp krizi riskini azaltmak da dahil olmak üzere genel yararlarının çalışmalarda gayet net olarak ortaya konmuş olması son derecede önemlidir. Bu nedenle, izole sistolik hipertansiyonun tedavisinde, küçük tansiyonu fazla düşürmenin bazı sakıncaları olabileceği akılda tutulmakla beraber, büyük tansiyonun normal sınırlara çekilmesi için azami çaba sarfedilmelidir. Hem hekim, hem de hasta açısından zor olan, hatta bazen olanak dışı bulunan, büyük kan basıncını normal değerlere çekerken küçük kan basıncının aşırı düşmesine meydan vermemektir.

Yüksek tansiyon ve kalp krizi ilişkisi

Tansiyon; kanın atardamarlarda (arterler) yarattığı basınçtır. Atardamarlardaki (arterlerki) basıncın normalden yüksek olması durumuna; yüksek tansiyon diğer adıyla hipertansiyon denir. Kalp krizi; kalbin çalışmasını sağlayan kalp kaslarına kan gitmemesi dolayısıyla bu kasların oksijensiz kalması demektir.

Peki bu nasıl gerçekleşir?

Kalp tüm vücuda kan pompalar fakat kendisinin de çalışması için kana ihtiyacı vardır. Bunun için kalbin çevresinde kalbi besleyen damarlar bulunur. Bu damarlara koroner arter adı verilir.
Koroner arterlerden biri kısmen ya da tamamen tıkanırsa (pıhtı ya da spazm nedenli) kalbe kan gitmez ve bu da kalp krizine neden olur.

Yüksek tansiyon (hipertansiyon) ve kalp krizi arasındaki ilişki nedir?

Eğer yüksek tansiyonunuz varsa, aterosikleroz yani damar sertleşmesi oluşma riski normalden daha yüksektir. Kalbi besleyen koroner damarlarda damar sertliği (ateroskleroz) gözlenmesi durumuna “koroner arter hastalığı” denir.

Koroner arter hastalarında kalp krizi riski yüksektir. Sonuçta hipertansiyon koroner arter hastalığı riskini arttırdığı için kalp krizi geçirme riskini de artırır.

Hipertanisyon hastasında damar içinde plak oluşumu nedeniyle zamanla artan damarlar sertleşmesi kalbe daha az kan gitmesine ya da kan akışının tamamen durmasına yol açabilir. Bu da kalp krizine neden olabilir.

Hipertansiyonun tetiklediği damar sertleşmesi (ateroskleroz) diğer atar damarlarda da (arterlerde) görülebilir ve farklı komplikasyonlara neden olabilir. Hasar gören arterler (atar damarlar) vücudun diğer kısımlarına da yeterince oksijen taşıyamaz. Bu nedenle yüksek tansiyon (hipertansiyon) beyin ya da böbrek hasarına da neden olabilmektedir.

Sonuçta yüksek tansiyon (hipertansiyon) inme (felç) , kalp yetmezliği ve körlük riskini de dolaylı olarak arttırmaktadır.
   
Linkleri görebilmeniz için izniniz yok! Üye ol veya Giriş yap
Linkleri görebilmeniz için izniniz yok! Üye ol veya Giriş yap

Linkleri görebilmeniz için izniniz yok! Üye ol veya Giriş yap









Sağlıkla Kal .....
Linkleri görebilmeniz için izniniz yok! Üye ol veya Giriş yap
Linkleri görebilmeniz için izniniz yok! Üye ol veya Giriş yap